14 Aralık 2011 Çarşamba

hmmm Fransız mı, İtalyan mı, İspanyol mu?

http://www.reklamazzi.com/biscolata-erkekleri-turkiyeye-geliyor.129311.htm
Biscolata son zamanlarda iyice takdir ettiğim bir marka haline geldi...:) Bunun nedeni direk kadınları hedef alarak hazırladığı "biscolata erkekli" reklamları... kadın vücudunun bir meta gibi görsel malzeme olarak kullanılması anlayışı, bu reklamla yıkılmış oldu.. Erkeklerin ağzının suyu aka aka baktığı reklamlar veya film kareleri yerine kadının düşünüldüğü bir reklam bu... uzun zamandır görmediğimiz tarzda, hasret kaldığımız "kadın odaklı" bir reklam...

Biscolata çeşitlerini değişik milletlerden erkeklerin kaslarıyla, baklavalarıyla, şuh ve çarpıcı bakışlarıyla tanıttıkları bir reklam bu... Evde yemek yapıp, bulaşık yıkamaktan, yerleri silip süpürürken, çocuk bakmaktan bıkan kadının nefes aldığı bir reklam. İçselleştirilmiş cinsiyet rolleri arasında kaybolmuş kadının, "ben kadınım, ben burdayım" çığlığı bu reklam.


Birçok erkek tarafından, bir dolu Adonis'in kendini plajda, ormanda yapılmış bu çekimlerde aptal yerine koydukları hakkında eleştirilmesinin hiçbir önemi yok. Zaten çikolata tüketiminin istatistiki olarak en çok kadınlar tarafından yapıldığı gerçeğinden yola çıkarsak erkeklerin bu reklamı desteklemesi beklenemezdi. Bence gayet de hakkı verilmesi gereken bir reklam. Çünkü bu reklam, hem kadının metalaştırılmasından duyulan rahatsızlığı, hem çok yerinde bir ticari pazarlama tekniğini, hem de yaratıcı ve süreklilik sağlayacak bir fikri içinde barındırıyor ve alışveriş ve tatlı konusunda daha istekli olan kadınları doğru bir hedef olarak alıp markasının ürününün adını beyinlere kazıyor. Sırf reklamdan etkilenerek biscolatayı alıp yiyenlerin olduğunu biliyorum. Bisküvinin hamurunun, Carlos, François veya Enrico tarafından baklavalarının üzerine geçirilmiş seksi bir önlükle açılmadığını bilmek burada çok fark yaratmıyor. Kimbilir o hamuru açan belki de pala bıyıklı bir Mahmut Abidir... Yine de bırakın bizi, biz nasıl düşünmek istiyorsak düşünelim;)







16 Eylül 2011 Cuma

"İstanbul'da Rock Kültürü" Akşam Kitap Eki'nde..

http://www.aksam.com.tr/yasarken-curuyoruz-olurken-yasiyoruz--67450h.html

Sevgili Altay Öktem'in kaleminden "İstanbul'da Rock Kültürü: Yeraltından Yeryüzüne"nin güzel bir tanıtımı ve Silverberg...



Yaşarken çürüyoruz ölürken yaşıyoruz

Biz çok farkında olmasak bile, insan içeriden ölen bir canlı türü. Ölümü bir son olarak düşünüyoruz hepimiz; doğru, ölüm bir çeşit 'son' ama ölme süreci, doğum anında başlıyor.
ALTAY ÖKTEM
Bilimkurgu ve fantastik kurgunun dünyadaki en prestijli ödülleri olan Hugo ve Nebula ödüllerini toplama konusunda da bayrağı elinden bırakmayan, çağımızın önemli yazarlarından Robert Silverberg'in İçeriden Ölmek adlı romanı, kurgusundan, dilinden önce okuru ilk başta adıyla etkileyen nadir kitaplardan biri. İçeriden Ölmek! Bence böyle bir romana çok yakışan bir ad.
Biz çok farkında olmasak bile, insan içeriden ölen bir canlı türü. Ölümü bir son olarak düşünüyoruz hepimiz; doğru, ölüm bir çeşit 'son' ama ölme süreci, doğum anında başlıyor. Fizyolojik olarak, hücre ve doku düzeyindeki yaşlanma, diyalektik biçimde hayat boyunca devam ediyor. Hücrelerin, dokuların bir kısmı yaşlanıp ölüyor, ardından hemen yenileniyor, bir kısmı yenilenmeden, ağır ağır devam ediyor ölmeye. Bizim yaşamak dediğimiz şey, yavaş yavaş içeriden ölmek aslında!
Her insan için geçerli olan bir şey bu. Oysa Robert Silverberg'in kahramanın başına gelen, içeriden ölmenin katmerlisi! Sadece fizyolojik olarak değil, psikolojik olarak da içeriden ölen biri David Selig.  Selig'in, aslında birçok kişinin büyük bir şans olarak görebileceği ama diğer yandan insanın hayatını karartan bir yeteneği var. Başkalarının düşüncelerini okuyabilme yeteneğine sahip olan Selig, en fazla da bu yeteneği yüzünden, sürekli içeriden ölüyor.  Aslında iyi eğitimli biri olmasına karşın, hayatını bir türlü düzene sokamamış, para karşılığı mezun olduğu fakültedeki öğrencilerin dönem ödevlerini yapan ve kazandığı üç beş kuruşla hayatını sürdürmeye çalışan bir tür 'looser' olarak da kabul edebiliriz Selig'i. Hazırladığı ödevler de öyle az buz şeyler değil. Bir Toplum Simgesi Olarak Odysseus, Kafka'nın Romanları, Aiskhylos ve Aristotelesçi Trajedi, Montaigne'nin Felsefesinde Teslimiyet ve Rıza, Dante'nin Mentoru Sıfatıyla Virgil... 
Bütün bunları yazabilecek düzeyde entelektüel bilgi sahibi olan birinin, bu işi üç beş dolar karşılığında yapması ve kalan zamanlarında sokağa çok yakın bir hayat sürmesi, İçeriden Ölmek'i fantastik kurgunun yanı sıra underground edebiyata da yaklaştırıyor. Bu özelliğinden dolayı, underground edebiyatın bir örneği olarak da kabul edebiliriz İçeriden Ölmek'i.  Sonuçta, insanların düşüncelerini okuyabilme yetisi yüzünden hayatı altüst olan, kendi olmaktan vazgeçmeye hazır olan ama buna bir türlü cesaret edemeyen, gün geçtikte hiçliğe yaklaşan bir adam Selig. Belki başkalarınca şans olarak nitelendirilebilecek bu özelliği yüzünden hayatta kaybetmiş ve hızla kaybetmeye devam eden bir adam. Kendisi de bunun farkında aslında: 
'Istırabım yeterince belli, yeterince kuvvetli değil mi? Kim olacağım ben, kendim olmayı bıraktığımda? Isı ölümünü ölüyorum. Spontane bir çürüme. Rastgele bir olasılık seğirtisi felaketim oluyor. Hiçliğe dönüşüyorum. Kömür ve kül oluyorum. Süpürgeyi bekleyeceğim gelip beni toplasın diye.'  
Asimov, 'Silverberg'in bugün gittiği yere, diğer bilimkurgu yazarları yarın gidecekler' demişti yıllar önce. Silverberg'in külliyatını şöyle bir gözden geçirince, Asimov'un söz ettiği 'yarın'ın henüz gelmediğini anlıyoruz. Fantastik kurgu ve bilimkurgu edebiyatında, hala gün, Silverberg'in günü bence.
Peki, o müthiş hikayeler kaleme alırken biz ne yapıyoruz? Ne yapacağız; yaşarken çürüyoruz işte. Ölürken yaşıyoruz. Dünyanın dışarıda beyaz, içerideyse gri olduğunun bile farkına varamadan sürüklenip gidiyoruz.

İstanbul'da Rock kültürü  ya da alt-kültürün çöküşü

Melike Aslı Şahinsoy'un Budapeşte Central European üniversitesinin sosyoloji ve sosyal antropoloji bölümü için hazırladığı yüksek lisans tezinin, İstanbul'da Rock Kültürü başlığıyla kitaplaştığını öğrenince, hala Silverberg'in etkisinden kurtulamadığım için midir nedir, bu teze de Salig'in eli değmiş midir diye kuşkuya düştüm! Allah'tan Aslı'yı tanıyorum. Ayrıca tezin hazırlanmasında birçok müzisyen, müzik eleştirmeni, hatta rocker'la beraber benim de az çok katkım olduğu için bu kuşkuyu kafamdan çabuk attım. Ayrıca Salig, bir roman kahramanı. Yani bildiğimiz 'kurgu insan'. Bu yüzden de Türkiye'de hazırlanan bir teze burnunu sokması uzak ihtimal.
Rock kültürünün yeraltından başlayıp yeryüzüne ulaştığı zaman dilimini, o süreci incelediğimizde, toplumsal değişimi de ana hatlarıyla gözlemleme şansına kavuşuyoruz. Bu değişimde, toplumsal dinamiklerin, medyanın, yerel ve evrensel yönetimlerin, dinsel, ahlaksal süreçlerin ne denli etkin olduğu da anlaşılıyor.
Postmodern dünyada gerçeklerin çöktüğüne ve sosyal yapılandırmalara dönüştüğüne dikkat çeken Baudrillard'ın bu tespitinin doğruluğuna bence şüphe yok. Ağırlıklı olarak 1990'lar İstanbul'unun rock yaşamını inceleyen Melike Aslı Şahinsoy da aynı sonuca ulaşıyor ve kendisini besleyen alt-kültür statüsünün kaybolmasıyla birlikte, rock kültüründe de beklenen sona geldiğimizi, imajların gerçeği baskıladığı bir döneme çoktan girdiğimizi belirtiyor.
İstanbul'da Rock Kültürü, alt-kültür, karşı kültür, kitle kültürü çerçevesinde, bir döneme damgasını vurmuş bir müzik hareketinin yaşam biçimine dönüşmesi ve hızla popülerleşmenin tuzağına düşmesi açısından, sosyolojik bir araştırma olarak okunabilir. Diğer yandan, özellikle o dönemleri yaşayanlar, nostaljik bir anı kitabı gibi de bakabilirler bu çalışmaya. Levent Erseven, Güven Erkin Erkal, Deniz Durukan gibi kendi alanlarında yetkin isimlerin tespitleri ve değerlendirmeleriyle zenginleşen bu çalışma sayesinde, zamanında zevkle dinlediğimiz, bir kısmını dinlemeye devam ettiğimiz Pentagram, Mavi Sakal, Kramp, Athena, Objektif, Rashit, Mor ve Ötesi gibi grupların doğduğu, geliştiği; hayat bulduğu zemini tanıma, aynı zamanda bu zeminin ne kadar kaygan olduğunu da anlama olanağına kavuşuyoruz.
Şimdi diyorum ki, ister yaşarken bilinçli olarak terk ettiğimiz, terk etmek zorunda bırakıldığımız hayatlarımıza bakalım; ister daha yaşlanmaya fırsat bulamadan anılarımıza gömmek zorunda bırakıldığımız rock kültürünü özlemeye başlayalım, sonuç değişmiyor. Silverberg'in kahramanının söylediği gibi, bugün havada sonbaharı gasp   etmeye gelen kışın ayak sesleri var.  Ne yazık ki var.  
İÇERİDEN ÖLMEK
Robert Silverberg İthaki Yayınları
247 sayfa
İSTANBUL'DA
ROCK KÜLTÜRÜ
Melike Aslı Şahinsoy
Clinart Yayınları
96 sayfa
Postmodern dünyada gerçeklerin çöktüğüne ve sosyal yapılandırmalara dönüştüğüne dikkat çeken Baudrillerd'in bu tespitinin doğruluğuna bence Şüphe yok.


Altay Öktem'in 16 Eylül 2011, Akşam Gazetesi Kitap Ekindeki yazısıdır.

5 Ağustos 2011 Cuma

post-modern toplumun sancıları 1,2

“Daktır Daktır Liv Dı Kılasrum”
internette gezerken rastladığım bir blogda kendi referansıma rastladım...anlatmak istediğimin isteyince çok güzel anlaşılabildiğinin ufak ama önemli bir örneğiydi benim için... hoşuma gitti, paylaşmak istedim.


Serdar Ortaç bir konserinde Pink Floyd‘un “Another Brick in the Wall” şarkısını yalan yanlış sözlerle söylemiş; yetinmemiş rock tarihinin en nadide mücevherlerinden biri olan bu şarkıyı “Buralara Yaz Günü Kar Yağıyor Canım”a bağlamış. Videosunu izledim; Pink Floyd’a ve güzelim şarkısına reva görülen eziyet hakikaten akıllara ziyan.
Sanal alemde yorumlar muhtelif ama benim sözüm Serdar Ortaç’a veya yaptığı müziğe değil; benim sözüm bu her tarafı sentez/melez toplumun çektiği postmodern sancıların sakil tezahürlerine. Serdar Ortaç vak’asını düşünürken yakın zamanda okuduğum bir kitapta altıını çizdiğim şu bölümler aklıma geldi:
Kadıköy’de korsan CD satıcısı olan B. Güneydoğu Anadolu’dan İstanbul’a geleli 2 yıl olmuş ve şöyle diyor: “Kesin olan bir şey var ki, o da şehirli insan nasılsa öyle olman gerektiği. Çünkü öteki türlü, köyden getirdiğin imajınla kız arkadaş bulamazsın.” B. kırsal kesimden gelen birçok genci simgelemesi açısından önemli bir örnektir. Doğu’daki köyünde belki de hiç takamayacağı bir küpesi var kulağında ve bir de üzerinden hiç çıkarmadığı Metallica baskılı tişörtü. Hem arabeskin en önemli isimlerinden Müslüm Gürses’i, hem de Metallica’yı seviyor.” (s. 67)
Melike Aslı Şahinsoy (2010), İstanbul’da Rock Kültürü, Yeraltından Yeryüzüne, Clinart, İstanbul.
İlgisiz Bir Not: Bu kitabı okuduktan sonra ilk düşündüğüm şu oldu: Neden Ankara için de böyle bir kitap yazılmasın?

alıntıdır: http://herseyvehicbirsey.net/archives/169

1 Temmuz 2011 Cuma

Potansiyelinizi Arttırın - Manevi Bir Yaşam




Manevi bir yaşam için bilinçaltınızın gücüyle potansiyelinizi arttırın.

Yeni Düşünce Hareketi’nin önde gelen düşünürlerinden biri olan ve kişisel gelişim alanında mihenk taşı niteliğindeki kitapların yazarı Dr. Joseph Murphy (1898-1981), yaşamı boyunca dünyanın her köşesinde binlerce insana konferans vermiştir ve radyo programı milyonlar tarafından takip edilmiştir. Bu çabaları sırasında Dr. Murphy’nin üzerinde durduğu temel konu ise bilinçaltının gücünü fark eden her bireyin hayatta huzura, uyuma, başarıya, sağlığa ve mutluluğa erişebileceğidir.

Serinin Manevi Bir Yaşam adlı kitabı, hayat dediğimiz o sonu olmayan ilerleyişte, geçmişe ait bütün olumsuz duygulardan sıyrılıp, kim ve ne olduğumuzu hatırlamanın yollarını gösteriyor. Mutlu ve başarılı bir yaşamın iyi dengelenmiş bir zihinden geçtiği fikrinden yola çıkarak bu dünyadaki fiziksel varlığımızın ve hayattaki duruşumuzun, varoluşun ileriki safhasına geçişte bir bağlantı olduğunu savunuyor; manevi yaşamın hazzına erişmiş insanların yaşamlarından örneklerle bu fikri destekliyor.

Dr. Murphy’nin öğretilerini 21. yüzyılın koşullarına göre yeniden düzenleyerek 6 kitapta bir araya getiren Potansiyelinizi Arttırın serisi, hayatın her alanı için bilinçaltını kolaylıkla yeniden programlamanın yollarını sunuyor.

Potansiyelinizi Arttırın - Manevi Bir Yaşam

Joseph Murphy
Sistem Yayıncılık


Çevirmen : Melike Aslı Şahinsoy
Temmuz 2011, 176 sayfa, ISBN: 9789753226363
Temin süresi: 1-3 iş günü

22 Nisan 2011 Cuma

İstanbul’da Rock Kültürü: Yeraltından Yeryüzüne İTÜ Rock Festivalinde!!


İstanbul’da Rock Kültürü: Yeraltından Yeryüzüne İTÜ Rock Festivalinde!! 25-29 Nisan 2011 tarihleri arasında İTÜ Maslak Kampüsünde gerçekleşecek olan festivalde kitabımızla yerimizi aldık…İlgilenenleri standımıza bekliyoruz..
13. İstanbul Rock Festivali

Yer: İTÜ Maslak Kampüsü – İstanbul
Tarih: ‎25 Nisan 2011 Pazartesi 12:00
             29 Nisan Cuma 00:00
Amatör ruh, profesyonel yaklaşım ile her yıl İTÜ Rock Kulübü tarafından düzenlenen ve Türkiye’nin ilk açıkhava rock festivali olma özelliğini taşıyan İstanbul Rock Festivallerinin onüçüncüsü 25-29 Nisan tarihlerinde İTÜ Maslak kampüsünde açıkhavada 5 gün boyunca sahne alacak 27 grup ve söyleşileriyle müzikseverlerin karşısında.
Şöyleşiler
Pazartesi: Ahmet V. Aris ve Süden Pamir ile Kayıt Teknolojileri
Salı : İstanbul Rock Klüpleri
Çarşamba : Sex, Drugs & Rock’n Roll Kültürü – Mahmut Dönük, ismini vermek istemeyen katılımcı C.K. ve Galip Çelik
Perşembe : Türk Rock Müziğinde Kadının Yeri
Cuma : Fatih Serdaroğlu İle Dövme (Tattoo) Sanatı
*Konserler her gün saat 17.30′da başlayacaktır.*
İTÜ dışından da herkesin ÜCRETSİZ olarak katılabileceği bu festivalde 5 gün boyunca gıda satışlarının yanı sıra konser alanından Taksim, Beşiktaş ve Kadıköy’e servisler hizmet verecektir.

13 Nisan 2011 Çarşamba

8 Nisan 2011 Cuma

İstanbul'da Rock Kültürü-- Dünya Kitap'ta...


İstanbul'da Rock Kültürü / Yeraltından Yeryüzüne kitabını Dünya Kitap internet sitesinden edinebilirsiniz...
http://www.dunyakitap.com/clinart-stratejik-arastirmalar-yayincilik-pb1004709.html

story...


come closer my friend...
I'll tell you a story..
a story of a young girl, 
lost in the wild, 
lost in the sea 
and blended in the air..

12 Ocak 2011 Çarşamba

"80'lerde Çocuk Olmak" Liste Başı!!

Kitabımız D&R kitap satış listelerinde
 "Edebiyat"ta "7." sırada, "Anlatı" dalında ise "1" numara!




kitap hakkında ayrıntılı bilgiye aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.


http://melikeasli.blogspot.com/2010/10/80lerde-cocuk-olmak-kitapcilarda.html
http://melikeasli.blogspot.com/2010/11/80lerde-cocuk-olmak-cumhuriye.html

4 Ocak 2011 Salı

"İstanbul'da Rock Kültürü: Yeraltından Yeryüzüne" Touch İstanbul'da Tolga Akyıldız'ın köşesinde...!!

"İstanbul'da Rock Kültürü: Yeraltından Yeryüzüne" Tolga Akyıldız'ın köşesinde...

İstanbul'un yeni dergisi Touch İstanbul raflarda... İlk sayısını Aralık ayında çıkararak okurlarıyla tanışan derginin  Ocak sayısında Tolga Akyıldız'ın köşesinde kitabımın da bahsi söz konusu:)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...