90'lar artık mazi oldu. Bizim ergen dönemlerimize denk gelen 90lar ayrı bir güzeldi. Her dönemin kendine has anları, anıları var elbette. Ama Türk pop müziği için değişik bir dönemdi 90lı yıllar. En çeşitlendiği ve farklı tarzların pop altında buluştuğu bir dönem.
Bazı şarkılar vardır, gündemde kalmasa da, artık hatırlanmasa da sizde iz bırakan. İşte Umay Umay'ın Düşmedim Daha'sı da öyle birşey.
Şarkı Güzel, Adam Güzel, Tema güzel, daha ne olsun! // Beautiful Song, Beautiful Man, Beautiful Theme!
Arcade Fire:We Exist Featuring Andrew Garfield
Bilenler bilirler, Arcade Fire gözbebeklerimdendir.Ayrı bir severim onların tınısını. Kendimi yakın hissetmediğim şarkıları da hemen hemen yok gibidir. Zamanında beni onlarla tanıştıran tearunited ve prozaktif arkadaşlarımın etkisi büyüktür bu sevgide:)
Bugünün şarkısı ve video klibi Arcade Fire'dan gelsin istedim. Parçanın adı "We Exist". Teması çarpıcı, toplumsal mesaj çok açık ve yerinde. Başrolde The Amazing Spider Man'den tanıdığımız ve gönlümde hem o sevimli halleriyle hem de garip albenisiyle taht kuran Örümcek adamımız, The Imaginarium of Doctor Parnassus'un sevgili Anton'u Andrew Garfield.
Bugün herkese bu video ile günaydın demek istiyorum. Eminim aranızda görenleriniz olmuştur ama internet dünyası bir derya ve gözden kaçıranlar için ben de paylaşmak isterim.
1944 yılından geliyor video.. ve yıldızları The Ross Sisters! Nam-ı diğer Exorcist kardeşler:)
The Ross Sisters
Videonun özellikle 1. dakikasından sonrasını izleyin.. Kapanış kısmını da sakın kaçırmayın, sonuna kadar izleyin. Acayipler! Gerçekten inanılmaz bir şov ve özellik. Bence kemikleri yok:) Ya da lastik olmuş zamanla o kemikler..
Oldukça ürkütücü ve gerçekten mükemmeller!
İşte karşınızda The Ross Sisters ve şarkıları "Solid Potato Salad!"
Sevgililer Günü hatrına Him'den gelsin: "Love is the funeral of hearts"-- Karakalem sayı 8, Ekim 2008 yazımdan..
GÜNAHLARINI DA YANINDA GETİR VILLIE, BEN SENİN TENİNİ BEYAZ
SEVİYORUM…
Macar kadınlarının nam salmış kızıl saçlı, ateşli karakteri, Drakula’yı ve Bathory’i bağrından
çıkarmış kan ve güzelliği, Finlandiya’nın soğuk ikliminin şekil verdiği dondurucu güzellikteki
beyaz teni ile sevişir… Bu uyumdan, yüzünde ve tok sesinde taşıdığı tüm gotikliği ile bir mucize doğuverir...
Günahlarını da yanında getir Villie,
Ben senin tenini beyaz seviyorum
Süt gibi kokmasını
Küçüktüm ufacıktım, Ville Hermanni Valo’ya bu satırları yazmıştım… Bir adamın güzelliği
karşısında hiç böyle büyülenmemiştim… Sahnedeki karizması; tüm hücrelerime inen, içime
işleyen, tüyler ürperten sesi; dudaklarıyla seviştirdiği sigarasını içine çekişi… Hepsi birbirini
tamamlayan bir ritüelin parçalarıydı sanki…
Rüyamda bana şarkılar söylediğini görürdüm…
…Sol elinde biran, sağda ise, dudaklarınla seviştirdiğin sigaran Villie, gözlerin kısık, kafan
karışık, dumanlı. Öylece salınmasın müzik eşliğinde, saçların dağılmış… Siyah kolları uzun
hırkan, bir omzundan düşer gibiyken -hangisi olduğu önemli değil inan-mırıldanmalısın yine,
tam da bizi anlatan, senin herkesten güzel söylediğin “Wicked Game” şarkısını… Bakmalısın
delici gözlerinle, acımasızca, bir o kadar da istekli… Sigarandan bir nefes çekip, ölmüş gibi
yorgun ama bir o kadar iyi, bir melek kadar hafif, yanıma yaklaşmalısın…
Kırmızı kadifeni giy Villie,
Ben senin tenini beyaz seviyorum,
Süt gibi kokmasını…
VE LOVE METAL YARATILIR…
Villie tarafından salt sevgiliye ve aşka yazılan şarkılar ve HIM’in müziği ortaya Love Metal diye bir alt kategori çıkardı ve bu tarzın tanımını oluşturdu. Grubun kendine has gotik ve melankolik stili, geldikleri soğuk İskandinav iklimi ile paralel olarak tüm video kliplerinde de kendini gösterdi.
Kliplerinde genelde mistik mekanlar – The Sacrement, Buried Alive By Love, And Love Said No, In Joy and Sorrow’da olduğu gibi gotik bir şato veya bos büyük barok tarzda bir ev-, soğuk beyazlığın hakim olduğu karlı veya buzlu ortamlar –Join Me In Death, Wicked Game, The Funeral of Hearts’taki gibi buzdan bir kale, karlı bir orman- hakim olup, giyilen kıyafetler de bu soğuk mizaçları daha da baskın karakterler haline getirir. Beyaz tenlerine tezat, solgunluğu daha da öne çıkaran genelde siyah tonları kullanılır kliplerde. Zaman zaman kırmızı kadife, tüller, danteller, fularlar da sahneye anlam katan diğer gotik öğelerdir.
“AŞK KALPLERİN CENAZESİDİR”
Fince’de Valo, ışık anlamına geliyor. Bu anlamda soyadıyla bir uyum içerisinde parlıyor Villie
sahnede… Yazdığı müthiş şarkı sözlerindeki melankolik, gotik havanın ve içinde barındırdığı
dipsiz karanlığın yanı sıra, en sevdiği filmin The Nightmare Before Christmas olması ve idolleri arasında Edgar Allen Poe’nun bulunması nedeniyle Karakalem okuyucularından ayrıca bir saygıyı hak ediyor diye düşünüyorum.
“Love is the funeral of hearts and an oath for cruelty ” der Villie bize, “Aşk kalplerin cenazesi ve zalimlik için bir yemindir” ve tam da burada anlatmak istediği, aşık olmanın insanın kalbini öldürdüğüdür… Zalimliğin sınırlarını zorladığı yerdir aşk… Aşk şefkat için bir yalvarış, bir yakarıştır. O kalp artık senin değildir, bir tabuta konmuş ve yakılmayı beklemektedir. Bu anlamda aşk, kalplerin cenazesi, aşıkların da katilidir.
Şarkı sözlerinin hiç bu kadar melankolik ve romantik olduğu olmuş muydu? “Hayallerinin ve umutlarının tepesi üzerinde parlayan güneşti kız; oldukça kırılgan, seni ışığıyla boyayan aydı erkek; savunmasız ve solgun”
SAHNEDE: GONE WITH THE SIN!
HIM’in Amerika’da altın plak kazanan ilk Finli rock grubu olmayı başarmasında, solisti
Villie’nin yazdığı melankolik; damardan sözleri kadar, güçlü karizmasının da etkisi oldukça
büyüktür.
rock am ring- "gone with the sin"
Bu karizmanın tavan yaptığı ve Villie’nin görüntüsünün kafama kazındığı anlardan biri,
Rockpalast’ta gerçeklesen MTV’nin düzenlediği Rock am Ring konserinde tam da Gone With the Sin’i seslendirdiği zamandır. O derin elektrogitar solosu eşliğinde, sislerin arasından belirir üzerinde “your pretty face is going to hell” yazılı uzun ceketi, bembeyaz yüzüne doğru esen hafif rüzgar ile savrulan saçları ve husky gözleri… mikrofona yapışan dudaklarından dökülen “I love your skin ohh so white” sözleri… Tanrım! O nasıl bir ses? Nasıl derin, nasıl iç gıcıklayıcı…
Şarkıya başladığı anda yok oluyorsunuz, ayağınızın altından toprak kayıyor ve bir girdap alıyor sizi içine, dönmeye dönmeye ve dönmeye başlıyorsunuz… adamın güzelliğinden, sesinden sarhoş, şarkının sözleri sizi defalarca kurşunluyor sanki… öyle acayip bir şarkı Gone With the Sin, öyle acayip bir adam Villie…
OYNAMAK İÇİN KÖTÜ BİR OYUN BU VILLIE
Villie Hermanni Valo’nun biyografisine burada değinmedim, internette her yerde bulunabilecek bir şeyi yazmanın anlamı olduğunu düşünmüyorum. Zaten eminim takipçileri bunları çoktan biliyorlardır. Artık Villie’nin bir zamanlar babasının erotik shop’unda çalıştığını ve biyoloji öğretmenine bile ürün sattığını bilmeyen kalmamıştır herhalde.
Asıl önemli olan, Villie’nin geçmişinden çok, su anda üzerimizde yarattığı etkidir. Bize verdiği sersemlik duygusu ve bundan kurtulmak istemeyişimiz aksine ona kolayca teslim oluşumuzdur. Ulaşamayacağınız bir güzelliğe duyulan özlemdir ve erişilemez bir hayal olduğu için bu kadar güzel olmasıdır önemli olan. Sahnede kendinden emin, cool, bir o kadar sert ama bir melek kadar ruhsal ve kutsal Villie. Bazen bir uyuşturucu gibi, bağımlılık yaratıyor… Bıraksanız da, zaman zaman azar dozlarla almanız gerekiyor. Yavaş yavaş, sakin, hüzünle karışık… Acımasız aska karşı…
Oynamak için tehlikeli bir oyun bu Villie… Oldukça mazoşist… Hem aşka düşmek istiyorum,
hem de canımı çok acıtıyor. “What a wicked game to play” Villie, hiç böyle hissetmemiştim, kötü olduğunu bile bile seni düşlüyorum. Benim böyle hissetmeme izin verdiğin için suçlusun, aşk hakkında gerçekleri söylediğin için günaha girdin Villie. “Burry me deep inside your heart” dediğin için gömüyorum aşkımı kalbimin en derin mahzenlerine, kapatıyorum üzerini buzdan demirlerle. Benimle ölüme katılır mısın, dünya yanarken ben rüzgar olmak istiyorum desem, beni dönüştürebilir misin? Evet aşk yüzünden canlı canlı gömüldüm Villie, bunu anlattığın için suçlusun, bunu yüzüme vurduğun için günaha girdin Villie.
Ama yine de; sol elinde biran, sağda ise, dudaklarınla seviştirdiğin sigaran… Gözlerin kısık,
kafan karışık, dumanlı… Öylece salınmasın müzik eşliğinde, saçların dağılmış… Sigarandan bir
nefes çekip, ölmüş gibi yorgun ama bir o kadar iyi, bir melek kadar hafif, yanıma
Bu sene Rock'n Coke "içki içilmeyecek, içki yasak, 18 yasiından küçükler ebeveynsiz giremeyecek" gibi saçma konuların gölgesinde kalsa da, gelen gruplar için gitmeye değer.. bence "brit" sevenler bu sene cumartesi günkü performanslarda mutlu olacaklar..
Haftanın anlam ve önemine uygun olarak son dönemin iki meşhur Arctic Monkeys şarkısını ve festivalde kullanasınız diye sözlü videolarını paylaşıyorum..
Do I Wanna Know? melodisi gereği en seksi parçalarından.. Why'd you only call me when you're high? da ise en sevdiğim yeri aşağıda paylaştığım "now it's three in the morning" kısmı.. oradaki o küçük ses oyunu bence çok tatlı ve şarkıyı en çok orası için dinliyorum desem yeridir..
(Do I wanna know?)
If this feeling flows both ways
(Sad to see you go)
Was sorta hoping that you'd stay
(Baby we both know)
That the nights were mainly made for saying things that you can't say tomorrow day
Crawling back to you
Now it's three in the morning,
And I'm trying to change your mind,
Left you multiple missed calls
And to my message you reply.
Why'd you only call me when you're high?
High
Why'd you only call me when you're high?
Bu sabah serviste gelirken her gün rutin olarak dinlediğimiz Nihat'ın ve ülkenin durumundan sıkılıp kulağıma taktım kulaklıklarımı... ve işte dinlediğim şarkılardan ardarda gelip beni bambaşka diyarlara götüren üçü...sırayla geliyorlar ve o şekilde dinlenmeliler:)
IAMX söylüyor I Salute You Christopher... Christopher Hitchens'a ithafen..
I salute you, Christopher
I salute your life
How you play the dice
Your words will live in us
Timelessly insane
Explosive, fresh, and wise
Some will just forget
Some will close their eyes
Some will turn the tide...
Ve PURESSENCE'den geliyor This Feeling
Forgive me
Give me one more try
You're not the only one that can make me sigh
Why don't you
Lift me
Lift me from the mire
Too busy staring cold at your magic eye
Well I get this feeling
I get this feeling
Jumbled around and round and round
Inside my mind...
Last but not least, üçüncü şarkımız VILLIE VALO ve NATALIA AVELON düetiyle Summer Wine... Villie'nin sesini duyunca İskandinav diyarlarına, o buzul ülkelere göç ettiğimi beni tanıyan herkes bilir..her ne kadar yazdan bahsetse de bu şarkıda, Villie'nin o can alıcı sesiyle yaptığı giriş, her defasında beni etkilemeyi başarıyor ve kendimi buzlar şatosuna atıveriyorum..her duyuşumda ayrı bir tat veriyor..vazgeçemiyorum.
Strawberries, cherries and an angel kissing spring
My summer wine is really made from all these things
I walked in town on silver spurs that jingled to
A song that I had only sang to just a few
She saw my silver spurs and said let's pass some time
Sabah sabah başka birşey için youtube'de gezinirken bu video ile karşılaştım ve bir anda Velvet Goldmine'a geri döndüm:) Bilenler bilir, bir Jonathan ve Ewan havası var bu ikilide, modern zamanların Bowie ve Iggy Pop ikilisi...fonda daha iyi bir müzikle süper olabilirdi, Him ve Placebo şarkılarından bir miks yapılabilirdi..müzik yavan olsa da, görüntüler için paylaşayım istedim...