Amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2014 Salı

Şeytan Kız Kardeşler The Ross Sisters!


Bugün herkese bu video ile günaydın demek istiyorum. Eminim aranızda görenleriniz olmuştur ama internet dünyası bir derya ve gözden kaçıranlar için ben de paylaşmak isterim.

1944 yılından geliyor video.. ve yıldızları The Ross Sisters! Nam-ı diğer Exorcist kardeşler:) 

The Ross Sisters

Videonun özellikle 1. dakikasından sonrasını izleyin.. Kapanış kısmını da sakın kaçırmayın, sonuna kadar izleyin. Acayipler! Gerçekten inanılmaz bir şov ve özellik. Bence kemikleri yok:) Ya da lastik olmuş zamanla o kemikler..

Oldukça ürkütücü ve gerçekten mükemmeller! 

İşte karşınızda The Ross Sisters ve şarkıları "Solid Potato Salad!"




5 Eylül 2014 Cuma

Çok Özel Bir Teslimatınız Var: Bebek!

Bu resme bir bakın... İlk gördüğünüzde aklınıza gelen nedir?
Evet, yanlış görmüyorsunuz bu bir bebek postası:)

Bu fotoğraf National Postal Museum' da mevcut 

Resimde gördüğünüz adam bir postacı ve omzunda asılı olan da posta çantası. İçinde oturan şirinlik abidesi de postalanan bir çocuk.. Bu resim bu servisin yasaklanmasından sonra ironik amaçla çekilen temsili bir fotoğraf. 

İnanılır gibi değil ama 1900'lü yılların başında gerçekten kısa bir süre de olsa uygulanan bir uygulama bu. Ya geçmişte herkes çok dürüsttü, çok ahlaklıydı ya da ebeveynler çok fazla cesaretliydi, ya da vurdumduymazdı. Anlaşılır gibi değil..

1913 yılında ABD'de USPS (U.S. Parcel Post Service) tarafından hayata geçirilen bu uygulama ile kısa bir süreliğine de olsa az sayıda çocuk uzakta yaşayan büyükanne ve büyükbabalarına postalandı. Çocukların giysilerine iliştirilen ve damgalanan bir pul yoluyla hem de... Tren yoluyla veya dönemin posta arabalarıyla birer paket gibi taşındılar. Düzenlemelere göre paketin 50punds üzerinde olmaması koşulu vardı evet, ama zaten bebekler de bu rakamın altındaydı ve taşınamaz diye bir gerekçe de yoktu. Ve yaptılar!

May Pierstorff 1914 yılında, servisin başlamasından 1 yıl sonra 6. yaşgününde Grengeville'den 73 mil uzaklıktaki Idaho'ya büyükannesine ve büyükbabasına sadece 53 sente postalandı. May'in durumunda daha sonraları aileleri tarafından yapılan açıklamada postayı götüren kişinin bir akrabaları olduğu söylenecekti. Tabi ki aynı durum bu servisin ilk kurbanı olan Ohiolu Batavia için geçerli değildi. O da sadece 15 sente postalanırken bir de 50 dolara sigortalandı. 
May-91-2130
May Pierstorff, en ünlü posta çocuklardan
O dönemin düşüncesi neydi bilinmez ama sanırım çocuklarla yapılan seyahatlerin zorluğundan yola çıkarak ya masrafları azaltmak ya da bencil anne-babaların eziyet çekmelerini engellemekti. Çocuklarını verdikleri postacıya nasıl güvendikleri ve o kadar uzun yollarda çocuklarına ne olduğu konusu ise merak konusu. Bu şekil de olan çocuk postalarının sayısı tam olarak nedir bilmiyorum ama otoriteler bunu yasaklayana kadar- ki posta kurallarının ihlal edildiği gerekçesiyle yasaklanmış, başka bir nedenden ötürü değil yani:)- bilinen 6-7 çocuk postası olduğu söyleniyor. Amerikan kaynaklarında daha fazla bilgi bulunabilir elbette.

Children-97-1198



bu resimde de işi daha da ileri götürerek "bir de postanızı bırakın bebekler taşısın, dağıtsın" izlenimi veriliyor. Bu fotoğraf da mizahi temsili bir başka fotoğraf olarak raflarda yerini almış.

6 Şubat 2014 Perşembe

Hayatında Hiç Hamburger Yememiş İnsanların Belgeseli


Burger King tarafından hazırlanan bu mini belgesel her ne kadar reklam odaklı olsa da beni epey etkilediğini itiraf etmeliyim. Ama etkilendiğim konu videodaki insanların masumiyeti ve misafirperverliği oldu. 

Burger King'in bağıra bağıra reklamını yapmaması, sadece 2-3 kez görünen Burker King logosu, ve Whopper ve McDonalds!ın Big Mac'i arasında daha fazla tercih edilen Whopper- ki burada Big Mac tercih edenler de gösterilerek haksızlık yapmadıklarını vurguluyorlar- bu belgeselin itici bir gösteri olmasını engellediği gibi, bir de sizin hayatlarında ilk kez hamburger yiyip bu tadı deneyimleyen insanların yüzündeki ifadeye odaklanmanızı sağlıyor.

Belgeselin sonundaki kişinin "I like seal meal better" demesi ise olaya son noktayı koyuyor. 
-Ben fok balığı yemeğini daha çok seviyorum.

Bu cümle aslında çok şey anlatıyor: 
a) hamburgeriniz güzel olabilir ama bizim yemeğimiz daha iyi
b) sizi burada istemiyoruz biz kendi halimizde çok iyiyiz
c) biz size gelin demedik ki, biz denek miyiz?


Bu belgesel 3 türlü seyredilebilir..

1. Amerika kapitalist düzeninin ve süper güçlülüğünün altını bir kez daha çiziyor. Çünkü süper güç, 3. dünya ülkelerine, "medeni" "ilkel"e, global yerele "hamburger" yoluyla "medeniyet" götürüyor. 

2. Dünya devi bir firma - "ücra" köşelerde bile bizi tercih ediyorlar, alışmamış damaklara bile ulaşabiliyor lezzetimiz- diyor ve güzel bir reklam yapıyor. 

3. O, dünyanın çeşitli uçlarında yaşayan insanların masumiyetlerini kaybetmeden, "farklı" olanı deneyimlemelerine ve test ettikleri lezzet karşısında mutlu olmalarına tanıklık ediyoruz ve biz de "hamburger"i yedikleri ve bu lezzetten mahrum kalmadıkları için mutlu hissediyoruz kendimizi.

Dünyanın dört bir tarafında ne kadar da güzel insanlar olduğunu görüyor ve mutlu yüz ifadelerinde kayboluyoruz bu videoda. Ve bence belgeselin en güzel yanı da bu. Hamburgeri keşfetmeye çalışan merak dolu bakışlarını ve gelen ekibi sevgiyle karşılamalarını izliyoruz. Bu anlamda, tüm önyargılarımdan sıyrılarak bu belgeseli ilginç ve başarılı bir çalışma olarak gördüğümü itiraf etmeliyim.

Umarım, bu belgesel -içinden reklam boyutunu çıkararak konuşuyorum - sadece "antropolojik" bir çalışma olarak kalır ve farklı amaçlar taşımaz. Zira oldukça sağlıklı beslenen ve yüzlerinden sağlık akan bu insanları "obezite" odaklı beslenmeye davetiye çıkaracak bir ürünle tanıştırarak aklımıza "acaba buralara da birer Burger King ya da MacDonalds kurarlar mı? Pazar araştırması mı yapıyorlar? Yeteri kadar global değiller mi? Ulaşacak hedefler kalmayınca gözlerini buralara mı diktiler?" gibi sorular getirmezler.



23 Kasım 2010 Salı

BUSH, JAY LENO'daydı!!!

Dün Jay Leno'da Bush'u izledim. Politik hayatındaki yanlış kararları, tüm dünyayı çıkmaza sürüklediği saçma siyasi yaklaşımlarından bağımsız olarak izledim.

Eski Amerikan Başkanı en son 2000 yılında konuğu olduğu Jay Leno'nun koltuğunda oldukça rahat oturmuş, 10 yıl boyunca kendisiyle neredeyse en fazla dalga geçmiş adamla gayet samimi gülüp eğleniyordu. Hatta, Jay Leno'nun "10 yıl boyunca bana malzeme sağladığınız için çok teşekkürler" demesine dahi içtenlikle gülmeyi başarmasından dolayı kendisine sempati bile duymamı sağladı. Belki de yeni çıkardığı kitabını doğru şekilde "promote" etmek için geçerli bir yol diye düşünenler olabilir. Ama zaten buna ihtiyacı olduğunu da çok sanmıyorum, ne de olsa onu başkan seçen "kalabalık", Bush'un yazdığı kitabı da sorgusuz sualsiz alacaktır.

Benim hakikaten de tek dikkatimi çeken, o espriye açık, rahat tavırlarıyla, kendiyle dalga geçebilen nadir bir başkan olması oldu. Takdir etmedim değil... Ne de olsa biz hayatımızda ve Türk siyasetinde kendisiyle dalga geçilmesine izin veren, yeri geldiğinde alkolikliğinden, yeri geldiğinde aptalca dans etmesinden gülerek bahsedebilecek bir başbakan veya cumhurbaşkanı göremeyeceğiz. Ne de olsa biz iktidardaki hükümet üstü kapalı sözlerle 18-19 yaşındaki öğrenciler tarafından eleştirildiğinde dahi onları yaka paça hapse gönderebilen bir ülkeyiz. Düşüncelerini yüksek sesle dile getiren oldu mu sesini sonuna kadar kısan bir ülkeyiz.

Bush'u hiç sevmem. Aldığı hiçbir siyasi kararı desteklemem. Amerikacı, Amerikancı bir tip hiç değilimdir. Ama gel gör ki, "freedom of speech" olayı bu ülkede hakikaten var. evet, insan hakları da var...ama tabii kendi vatandaşları için... Jay Leno konuşuyor....yıllardır konuşuyor.... ve o uzun çenesiyle baya da para kazanıyor. Dünyanın en çok izlenen talk showunu yapıyor bu adam. Amerikan Başkanlarını ağırlıyor. Bu zamana kadar hangi başbakanımız bizim talk showlara katıldı? Bizimkiler haklarında çıkan karikatürlere bile tahammül edemiyor. Ülkede ne konuşma özgürlüğü ne de mizah anlayışı var.

Bu anlamda Jay Leno'ya konuk olan; Obama'nın ve Bush'un dansları karşılaştırıldığında, kendi dansı hakkında, "Hindistan'a sıtma hastalığı hakkında farkındalık yaratmak için gitmiştim. Orada dans ettiğimde ise herkes sıtmanın ne demek olduğunu anladı", şeklinde konuşarak dansının berbat olduğuyla ilgili esprili bir şekilde dalga geçen, yıllarca alkolizmle nasıl savaştığını anlatan, ailesinden çocuklarından bolca bahsederek iyi aile babası imajı çizen, lakaplarından bahseden ve "bazı konuşmalarımda keşke daha az patavatsız olsaydım" diye itiraflarda bulunan "farklı" bir Bush vardı karşımızda.

Bush'un sıtma dansı... (Getty Images'den alıntıdır)


Garipsedim, sempati duydum, böyle de bir yanı varmış dedim, keşke bizde de bu kadar rahat olabilseler dedim, e be adam politikalarında da keşke daha rahat davransaydın da milleti kasmasaydın dedim, dedim de dedim.

Ama dediğim gibi politik kısmını düşünmeden izledim... sadece bir insan ve eski bir başkan olarak... bu kadar espri kaldırabilmesi hakikaten hoşuma gitti.

programdan bazı görüntüler için:

http://punchbowlblog.com/2010/11/19/george-bush-on-jay-leno/
http://www.nbc.com/the-tonight-show/

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...