Altay Öktem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Altay Öktem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Temmuz 2013 Salı

Kara Şiir Antolojimiz Sonunda Çıktı!:)

Benim de "Tek Bacaklı Kukla" ile yer aldığım, Karakalem yıllarımızın ürünü "Kara Şiir Antolojisi" Altay Öktem ve Halil Gökhan işbirliğiyle sonunda çıktı..


2 senelik yayın hayatında birçok şiire ev sahipliği yapan "Karakalem" dergisi, Altay Öktem ve Halil Gökhan tarafından hazırlanan "Kara Şiir Antolojisi"ne kaynaklık ediyor.

2007 sonbaharında Yüxexes Karakalem olarak yayın hayatına atılıp son iki sayısı Kırkaltı Karakalem adıyla yayımlanan, Mayıs 2009’da okurlarına ve yazarlarına veda eden Karakalem dergisinde yayımlanan, 99 şaire ait şiirler, Altay Öktem ve Halil Gökhan tarafından hazırlanan "Kara Şiir Antolojisi", Kafekültür'ün yayınıyla ile okurlarla buluşuyor.

Kitabı hazırlayanlardan şair ve yazar Altay Öktem, Karakalem'in "merkezi dilin dışında kalmayı tercih edenlerin" adresi olan bir şiir dergisi olduğunu belirtirken, “Karakalem iki yıllık yayın hayatında yüzlerce kişinin ilk şiirine, ilk öyküsüne, ilk denemesine, ilk eleştirisine, incelemesine, hatta çektiği ilk fotoğrafa, yaptığı ilk çizime kucak açmıştı. İşte o yıllarda, barbuni.com ve KARAKALEM işbirliğiyle yayımlamayı düşündüğümüz ve yıllar içinde sürekli akıbeti merak edilen "Kara Şiir Antolojisi", en sonunda son şeklini aldı," ifadesini kullandı.

kaynak: Milliyet Sanat


16 Eylül 2011 Cuma

"İstanbul'da Rock Kültürü" Akşam Kitap Eki'nde..

http://www.aksam.com.tr/yasarken-curuyoruz-olurken-yasiyoruz--67450h.html

Sevgili Altay Öktem'in kaleminden "İstanbul'da Rock Kültürü: Yeraltından Yeryüzüne"nin güzel bir tanıtımı ve Silverberg...



Yaşarken çürüyoruz ölürken yaşıyoruz

Biz çok farkında olmasak bile, insan içeriden ölen bir canlı türü. Ölümü bir son olarak düşünüyoruz hepimiz; doğru, ölüm bir çeşit 'son' ama ölme süreci, doğum anında başlıyor.
ALTAY ÖKTEM
Bilimkurgu ve fantastik kurgunun dünyadaki en prestijli ödülleri olan Hugo ve Nebula ödüllerini toplama konusunda da bayrağı elinden bırakmayan, çağımızın önemli yazarlarından Robert Silverberg'in İçeriden Ölmek adlı romanı, kurgusundan, dilinden önce okuru ilk başta adıyla etkileyen nadir kitaplardan biri. İçeriden Ölmek! Bence böyle bir romana çok yakışan bir ad.
Biz çok farkında olmasak bile, insan içeriden ölen bir canlı türü. Ölümü bir son olarak düşünüyoruz hepimiz; doğru, ölüm bir çeşit 'son' ama ölme süreci, doğum anında başlıyor. Fizyolojik olarak, hücre ve doku düzeyindeki yaşlanma, diyalektik biçimde hayat boyunca devam ediyor. Hücrelerin, dokuların bir kısmı yaşlanıp ölüyor, ardından hemen yenileniyor, bir kısmı yenilenmeden, ağır ağır devam ediyor ölmeye. Bizim yaşamak dediğimiz şey, yavaş yavaş içeriden ölmek aslında!
Her insan için geçerli olan bir şey bu. Oysa Robert Silverberg'in kahramanın başına gelen, içeriden ölmenin katmerlisi! Sadece fizyolojik olarak değil, psikolojik olarak da içeriden ölen biri David Selig.  Selig'in, aslında birçok kişinin büyük bir şans olarak görebileceği ama diğer yandan insanın hayatını karartan bir yeteneği var. Başkalarının düşüncelerini okuyabilme yeteneğine sahip olan Selig, en fazla da bu yeteneği yüzünden, sürekli içeriden ölüyor.  Aslında iyi eğitimli biri olmasına karşın, hayatını bir türlü düzene sokamamış, para karşılığı mezun olduğu fakültedeki öğrencilerin dönem ödevlerini yapan ve kazandığı üç beş kuruşla hayatını sürdürmeye çalışan bir tür 'looser' olarak da kabul edebiliriz Selig'i. Hazırladığı ödevler de öyle az buz şeyler değil. Bir Toplum Simgesi Olarak Odysseus, Kafka'nın Romanları, Aiskhylos ve Aristotelesçi Trajedi, Montaigne'nin Felsefesinde Teslimiyet ve Rıza, Dante'nin Mentoru Sıfatıyla Virgil... 
Bütün bunları yazabilecek düzeyde entelektüel bilgi sahibi olan birinin, bu işi üç beş dolar karşılığında yapması ve kalan zamanlarında sokağa çok yakın bir hayat sürmesi, İçeriden Ölmek'i fantastik kurgunun yanı sıra underground edebiyata da yaklaştırıyor. Bu özelliğinden dolayı, underground edebiyatın bir örneği olarak da kabul edebiliriz İçeriden Ölmek'i.  Sonuçta, insanların düşüncelerini okuyabilme yetisi yüzünden hayatı altüst olan, kendi olmaktan vazgeçmeye hazır olan ama buna bir türlü cesaret edemeyen, gün geçtikte hiçliğe yaklaşan bir adam Selig. Belki başkalarınca şans olarak nitelendirilebilecek bu özelliği yüzünden hayatta kaybetmiş ve hızla kaybetmeye devam eden bir adam. Kendisi de bunun farkında aslında: 
'Istırabım yeterince belli, yeterince kuvvetli değil mi? Kim olacağım ben, kendim olmayı bıraktığımda? Isı ölümünü ölüyorum. Spontane bir çürüme. Rastgele bir olasılık seğirtisi felaketim oluyor. Hiçliğe dönüşüyorum. Kömür ve kül oluyorum. Süpürgeyi bekleyeceğim gelip beni toplasın diye.'  
Asimov, 'Silverberg'in bugün gittiği yere, diğer bilimkurgu yazarları yarın gidecekler' demişti yıllar önce. Silverberg'in külliyatını şöyle bir gözden geçirince, Asimov'un söz ettiği 'yarın'ın henüz gelmediğini anlıyoruz. Fantastik kurgu ve bilimkurgu edebiyatında, hala gün, Silverberg'in günü bence.
Peki, o müthiş hikayeler kaleme alırken biz ne yapıyoruz? Ne yapacağız; yaşarken çürüyoruz işte. Ölürken yaşıyoruz. Dünyanın dışarıda beyaz, içerideyse gri olduğunun bile farkına varamadan sürüklenip gidiyoruz.

İstanbul'da Rock kültürü  ya da alt-kültürün çöküşü

Melike Aslı Şahinsoy'un Budapeşte Central European üniversitesinin sosyoloji ve sosyal antropoloji bölümü için hazırladığı yüksek lisans tezinin, İstanbul'da Rock Kültürü başlığıyla kitaplaştığını öğrenince, hala Silverberg'in etkisinden kurtulamadığım için midir nedir, bu teze de Salig'in eli değmiş midir diye kuşkuya düştüm! Allah'tan Aslı'yı tanıyorum. Ayrıca tezin hazırlanmasında birçok müzisyen, müzik eleştirmeni, hatta rocker'la beraber benim de az çok katkım olduğu için bu kuşkuyu kafamdan çabuk attım. Ayrıca Salig, bir roman kahramanı. Yani bildiğimiz 'kurgu insan'. Bu yüzden de Türkiye'de hazırlanan bir teze burnunu sokması uzak ihtimal.
Rock kültürünün yeraltından başlayıp yeryüzüne ulaştığı zaman dilimini, o süreci incelediğimizde, toplumsal değişimi de ana hatlarıyla gözlemleme şansına kavuşuyoruz. Bu değişimde, toplumsal dinamiklerin, medyanın, yerel ve evrensel yönetimlerin, dinsel, ahlaksal süreçlerin ne denli etkin olduğu da anlaşılıyor.
Postmodern dünyada gerçeklerin çöktüğüne ve sosyal yapılandırmalara dönüştüğüne dikkat çeken Baudrillard'ın bu tespitinin doğruluğuna bence şüphe yok. Ağırlıklı olarak 1990'lar İstanbul'unun rock yaşamını inceleyen Melike Aslı Şahinsoy da aynı sonuca ulaşıyor ve kendisini besleyen alt-kültür statüsünün kaybolmasıyla birlikte, rock kültüründe de beklenen sona geldiğimizi, imajların gerçeği baskıladığı bir döneme çoktan girdiğimizi belirtiyor.
İstanbul'da Rock Kültürü, alt-kültür, karşı kültür, kitle kültürü çerçevesinde, bir döneme damgasını vurmuş bir müzik hareketinin yaşam biçimine dönüşmesi ve hızla popülerleşmenin tuzağına düşmesi açısından, sosyolojik bir araştırma olarak okunabilir. Diğer yandan, özellikle o dönemleri yaşayanlar, nostaljik bir anı kitabı gibi de bakabilirler bu çalışmaya. Levent Erseven, Güven Erkin Erkal, Deniz Durukan gibi kendi alanlarında yetkin isimlerin tespitleri ve değerlendirmeleriyle zenginleşen bu çalışma sayesinde, zamanında zevkle dinlediğimiz, bir kısmını dinlemeye devam ettiğimiz Pentagram, Mavi Sakal, Kramp, Athena, Objektif, Rashit, Mor ve Ötesi gibi grupların doğduğu, geliştiği; hayat bulduğu zemini tanıma, aynı zamanda bu zeminin ne kadar kaygan olduğunu da anlama olanağına kavuşuyoruz.
Şimdi diyorum ki, ister yaşarken bilinçli olarak terk ettiğimiz, terk etmek zorunda bırakıldığımız hayatlarımıza bakalım; ister daha yaşlanmaya fırsat bulamadan anılarımıza gömmek zorunda bırakıldığımız rock kültürünü özlemeye başlayalım, sonuç değişmiyor. Silverberg'in kahramanının söylediği gibi, bugün havada sonbaharı gasp   etmeye gelen kışın ayak sesleri var.  Ne yazık ki var.  
İÇERİDEN ÖLMEK
Robert Silverberg İthaki Yayınları
247 sayfa
İSTANBUL'DA
ROCK KÜLTÜRÜ
Melike Aslı Şahinsoy
Clinart Yayınları
96 sayfa
Postmodern dünyada gerçeklerin çöktüğüne ve sosyal yapılandırmalara dönüştüğüne dikkat çeken Baudrillerd'in bu tespitinin doğruluğuna bence Şüphe yok.


Altay Öktem'in 16 Eylül 2011, Akşam Gazetesi Kitap Ekindeki yazısıdır.

1 Aralık 2010 Çarşamba

“İstanbul’da Rock Kültürü, Yeraltından Yeryüzüne” Clinart Yayıncılık’tan çıktı



BASIN BÜLTENİ

“İstanbul’da Rock Kültürü, Yeraltından Yeryüzüne” Clinart Yayıncılık’tan çıktı

İstanbul’da rock
yeraltından yeryüzüne nasıl çıktı?

Rock Yaşamı: Bir Tercih Meselesi

"Hayatı seç. Mesleğini seç. Kariyerini seç… Çamaşır makinelerini seç, CD çalarları, elektrikli konserve açacaklarını… Arkadaşlarını seç. Kıyafetlerini, bavullarını… Yaşamı seçmemeyi seç. Başka bir şeyi seç... Geleceğini seç."
Hodge (Welsh, Irvine. Trainspotting, 1993)

Yaşam içerisinde birçok alternatif barındırır ve kendi yaşamımızı yaptığımız seçimler doğrultusunda biz yaratırız. Mesele seçim yapmaktır. Kıyafet stilimizi, dinlediğimiz müziği, arkadaşlarımızı, yemeğimizi seçeriz ve tüm bu seçimler toplum içerisinde durduğumuz yeri belirler.
İstanbul’da 1980’li yıllarda genç rocker’lar da protest içerikli seçimlerini yapmışlardı. Giyim kuşamları ve dinledikleri müzikle bütünleşen yaşam tarzlarıyla bir alt-kültür oluşturdular. 1990’lı yıllar boyunca devam eden bu alt-kültür, o yıllarda müzik dünyasına hakim olan pop patlamasının gürültüsü ve popülerliği altında kendine özgü bir yaşam olarak akıp gitti.

Fakat Türkiye’de bireyler doğal aidiyetleri nedeniyle olduğu gibi, kişisel tercihleri nedeniyle de her an başlarını belaya sokma tehlikesi yaşarlar. 1990’lı yılların sonunda medyanın gündemine oturan satanist cinayetleri ve intiharlar rocker’ların başlarına mikro ve makro ölçekte çoraplar örmeye başladı.
O yıllarda kopan gürültü ve satanist olarak isimlendirilip dışlanan gençlerin yaşadıkları acıların 2010 yılına geldiğimizde artık esamesi okunmuyor. O yılları yakından yaşayanların tuhaf da bulacakları bu yeni durumun nedeni, sosyolojik bir dönüşümde yatıyor. Her nasıl olduysa, 2000’li yıllar ile birlikte, sunduğu yaşam tarzı büyük bir merak konusu olan rock müzik, bu kez günümüzün hızla tüketilen bir popüler kültür malzemesi haline geldi.

Rock kültürü ve rock müzik üzerine yazılarıyla tanınan Melike Aslı Şahinsoy’un İstanbul’da rock kültürünün dönüşümü üzerine hazırladığı bilimsel araştırma kitaplaştırıldı. Clinart Yayıncılık tarafından yayımlanan kitapta, rock kültürü ile ilgili kuramsal bilgilerin yanı sıra rock kültürü açısından 1990’lı yıllar ile 2000’li yıllar arasındaki farklılıklar irdeleniyor. 1990’lı yıllar boyunca bir alt-kültür olarak dikkat çeken rock kültürü, 2000’li yıllarda gündeme gelen Satanist cinayetleri ile farklı bir süreç yaşamaya başladı. Kitapta bu dönemde bir alt-kültürün üyeleri olarak haksızlığa uğrayan rocker’ların tanıklığına da başvuruluyor.
“İstanbul’da Rock Kültürü, Yeraltından Yeryüzüne”, 2000’li yılların başından itibaren bir alt-kültür olmaktan çıkan rock kültürünün popüler kültür ile buluştuğunu ve 1990’lı yıllarda yaşanan pop patlamasına benzer popüler bir başarı kazandığını anlatıyor.
Kitabın kuramsal bölümlerinde rock kültürü ve “ötekilik” kavramının ilişkisi irdeleniyor. Alt-kültür kavramının da bu bağlamda incelendiği kitapta, İstanbul’daki rock kültürü, rock yaşamının bir tercih meselesi olarak insanların yaşamındaki anlamı, İstanbul’un bir metropol olarak bu tercihler için nasıl bir ortam sunduğu, 1990’lar, 2000’li yıllar, popülerleşmenin kanıtı olarak stil sahibi olma talepleri,  yeraltından yeryüzüne çıkan bu kültürün belli başlı tavır değişiklikleri kitapta ele alınan önemli konular arasında.

Rock gruplarının listesi

“İstanbul’da Rock Kültürü, Yeraltından Yeryüzüne” kitabının arka kısmında, kitabın ele aldığı dönemde öne çıkan bazı rock gruplarının isimleri liste halinde yer alıyor. Bu listeyi yazar kişisel gözlemleri ve kaynaklarına dayanarak hazırlamış.
Uzun yıllardır özellikle kentli gençlik açısından önemli bir yaşam tarzı seçeneği olarak dikkat çeken Türkiye’deki rock kültürü hakkında çok az sayıda bilimsel araştırma olduğu göz önünde bulundurulursa, kültürel çalışmalar alanında akademik bir boşluğu dolduran bu kitabın mutlaka edinilmesi ve kütüphanelerde bulundurulması gerekiyor.



Kitaptan bir bölüm:

“İstanbul’da 1990’lar, rock müziğin alt-kültür statüsünü daha da besleyen pop kültürünün hakimiyeti altındaydı. Her ne kadar farklı alt dallara ayrılarak büyümeye başlamış olsa da, rock müziğin kamusal olarak ihmal edilmesi ve görmezden gelinmesi,  belli bir stile sahip olan gruplaşmaların oluşması, bu grupların birlikte zaman geçirebilecekleri mekânların ortaya çıkması ve yasal olmayan fanzinlerle bilgi paylaşımına yol açması bir nevi bu alt-kültürün oluşmasına izin verdi. 1990’lar trajik bir satanist olayıyla kapandı ve bunun sonuçları insanların rock müzikten şüphe duymalarına ama aynı zamanda da bu müziği merak etmelerine yol açtı. Medya bu olaylarla kendi gündemlerini öyle meşgul etti ki, bu da rock müziğin yeraltından yeryüzüne çıkmasına neden oldu.”


Editöre Not:
KİMDİR
Melike Aslı Şahinsoy

1982 yılında Balıkesir’de dünyaya gelen Melike Aslı Şahinsoy, 2004 yılında Marmara Üniversitesi İngilizce Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Ardından Budapeşte’de Central European University’de burslu olarak sosyoloji ve sosyal antropoloji dalında yükseklisans derecesi aldı. Beş yıl boyunca uluslararası özel bir derginin editörlüğünü üstlenen Şahinsoy, daha sonra önde gelen bir stratejik iletişim danışmanlığı şirketinde editör olarak çalıştı. Şu an özel bir üniversitede kariyerine devam eden Melike Aslı Şahinsoy’un çeşitli sektör, edebiyat, müzik ve sinema dergilerinde de söyleşileri ve yazıları yer aldı. Varlık dergisi, Karakalem, Herşeye Karşın, Underground İstanbul, Stüdyo İmge, Marine & Commerce, Teknobilet, Sealife bu dergilerden bazılarıdır. Şahinsoy'un en son yayımlanan hikayesi ise "80'lerde Çocuk Olmak" isimli kitapla raflardaki yerini almıştır.


20 Ekim 2010 Çarşamba

"Istanbul'da Rock Kulturu: Yeraltindan Yeryuzune" Cok Yakinda!!!!


"Istanbul'da Rock Kulturu: Yeraltindan Yeryuzune" Cok Yakinda!!!! 

Sonunda sayili gunler gecti ve nihayet yuzduk yuzduk kuyruguna geldik. "Ilk" sadece bana ait olan kitabim nihayet cikiyor. Haftaya bir aksilik olmadigi takdirde basilmis olacak. 

Arastirmamda emegi gecen herkese tesekkurler..

Ilgililere duyurulur..:)


"Rock Culture in Istanbul: Underground to the Surface" To Be Published Next Week!!!

Hey everyone,

Days went by and finally we came to end.  My first book to be published next week.

Thanks to everyone who were a part of this and helped me in the researching process. 


22 Temmuz 2010 Perşembe

Altay öktem'in kaleminden Karakalem yazarlarına ithafen

ilk gün..ekibin bir kısmı... ilk kısmı:)


Karakalem... devam etseydi bu Kasım'da 3. yaşını kutlayacaktık... Orada aylar hatta 2 sene önce yazdığım yazıların yansımalarını hala alıyorum... Güzel bir deneyim, eşsiz bir dergiydi Karakalem... Madalyonun öbür yüzüydü Karakalem... İyi işler yaptık, hep birlikte... Burdan bir kez daha teşekkür etmek isterim dergide emeği geçen, kalem oynatan, yürek koyan, yoldaş olan herkese...

cheers!
melikeaslı...

Altay öktem'in kaleminden Karakalem yazarlarına 1. yıl anısına ithafen...

Macera, Altay Öktem’in Yüxexes dergisinin içinde, dört sayfalık, sadece okurlardan gelen şiirleri ve kısa metinleri yayınladığı bir bölüm hazırlamasıyla başladı. Bir zamanlar Hey dergisinde İlhan İrem’in yaptı gibi… Ama bir yıl içinde Karakalem adlı minik bölüm kabuğuna sığmadı, taştı. Hayatı, sanatı, edebiyatı, müziği, çizgiromanı, sinemayı, velhasıl her bir şeyi başka bir gözle gören, başka bir zevkle takip eden ve durmadan üreten insanların sayısı sandığımızdan da çokmuş meğer. Güven Erkin Erkal start verdi, Altay Öktem kolları sıvadı, Melike Aslı, Zeynep, Kaan, Suat, geçen yıl kaybettiğimiz, sevgili dostumuz Metin Demirhan, tiyatro çalışmaları yüzünden Karakalem’in ilk birkaç sayısından sonra, bir süreliğine yazılarına ara veren Özge Öztürk, derken daha birçok kişi, dört elle sarıldı Karakalem’e. Üç ayda bir yayınlanacak mevsimlik bir dergi planlayıp ilk sayının tarih bölümüne de Sonbahar 2007 yazmıştık. İlk sayı üç ayda değil, on beş günde tükenince, bu böyle olmayacak dedik, Karakalem’i aylık bir dergi olarak yayınlamaya karar verdik. Zaten o arada Merve, Rafet, Veysel, Sandi, Handan, Sibel, Mahir… Hepsi de çekmişti kalemlerini kınından… Sonra, adlarını buraya sığdırmanın mümkün olmadığı kadar kalabalık bir yazar kadrosu oluştu Karakalem’de…

Böyle böyle 1 yılı geride bıraktık. Yüxexes’teki sayfaları da sayınca; aslında 2 yılı!

Derken beklenmedik gelişmeler oldu, karakalem Rock Art Yayıncılık bünyesinden ayrıldı. Kasım, Aralık 2008’de yayınına ara vermek zorunda kaldı… Şimdi başka bir oluşumun içinde, hayata yeniden ve yine tam ortasından katılmak üzere Karakalem. Ocak 2009’da fünyeyi çekti, Şubat 2009’un ilk günlerinde elinizi –belki ruhunuzu da- kapkaraya boyamak için hazır.

Karakalem Kasım ayında yayınlanabilseydi eğer, “1 Yaşındayız; Aslında 2” adlı bir yazıyla küçük çaplı bir kutlama gerçekleştirecekti sayfalarının arasında. Olmadı!

Aşağıda, derginin mutfağında yer alan, Karakalem’le yatıp Karakalem’le kalkanların sadece bir kısmı var. Çünkü, hepimiz herkesin bir kısmıyız zaten. Devamı Kasım 2009’da… “Karakalem 2 yaşında, Aslında 3” diyebileceğimiz bir anda, yine karşınızda…


Güven Erkin Erkal

Uyurken bile koşuşturabilme yeteneğine sahip tek canlı. Aynı anda hem Bostancı'da, hem Bağcılar'da, hem yanımızda olduğuna çok rastlanmıştır. Bir çeşit yoktan var edici. Rock müziğin posası kalsa, ondan bir efsane çıkarabilecek tek adam. Türünün tek yayıncısı, tek DJ’si, tek programcısı. Şimdi buradaydı...

Mehmet Turgut

Fotoğraf makinesiyle dünya baştan aşağı değiştirilebilir mi? Sonuçta, iyi kötü bir makine işte! Göz... Ardındaki göz! Koyu kıvamlı dâhi. On saniyede insanı çıplak bırakabilen, ruhunun kalıbını çıkartabilen bir sarraf. Ruh avcısı. Fotoğraf çekmiyor aslında; insanın ardındakini öne çıkartıyor. Dünya diyorum, sahiden değişiyor. Deklanşöre dokunan bir parmakla!


Deniz Durukan

Kayaya çarpınca sevinen insanların şiirini yazıyor. Dağılan hayatları tek dizede toparlıyor, bir tek mermiyle yüz kişiyi vurabiliyor silahı. Siyah giyinen "iyiler"in kaydını tutuyor, incelikle geçiriyor tarihe. Önünde herkesin ruhunu boşalttığı bir röportaj ustası. Herkes zorla değil, özellikle konuşmak istiyor; kendini çıplaklaştırıyor karşısında. Dil çözme üstadı. Kontrol Kulesi'nden tüm rock gruplarına sihirli sözcükler saçıyor.


Zeynep Çolakoğlu


Karanlıklar prensesi. Siyahın egemenliğini dünyaya taşıyan bir çeşit Demon. Büyülü gözleri hep uzağı görüyor. Tuhaf bir tılsım taşıyor ruhunda; Kuzey'in buzullarından incelikle yontulmuş. Black metalin ve mitolojinin fantastik savaşçısı.


Kaan Koç

Doğuştan şair. Sadece şiirlerinde değil, müzikle, edebiyatla, sinemayla ilgili her alanda sözcüklere at koşturuyor. Yazdığı hiçbir sözcük düşmüyor eyerden. Düşse de kırılmıyor. Kıvrılıp başka bir şeye dönüşüyor. Yaşarken çekingen ama yazarken kamçısını ustaca kullanıyor.



Melike Aslı Şahinsoy

Hiç kimse bu kadar güzel gülemez! Hiç kimse kalemini dünyanın ekseni etrafında bu kadar hızlı döndüremez. Sevdiği yönetmenleri, sevdiği grupları, sevdiği yazarları yakaladığı bir mıknatısı var. Hepsini kendinle yüzleştiriyor. Üslup ustası.


Rafet Arslan

Kirli ara sokakların kibar stüasyonisti. Hem yazılı hem çizili (duvar yazısı mesela) metinleri elindeki sihirli değnekle yöneten bir orkestra şefi. Sokağı seven insan olabilir ama sokağın sevdiği insan nadirdir. Sadece gerçeküstücü değil; varlığıyla gerçeküstü.


Altay Öktem

Hiç kimseyi özleyecek kadar çok sevmiyor kendini. Hepsi bu.


Veysel Çolak

Hem müzisyen, hem yazar, hem kaçık. Hayat zincirinden boşanmış gibi dökülüyor kucağına. Kucağı hep açık. Fırtına gibi giriyor aramıza, fırtına gibi kayboluyor. Bol bir neşe bırakıp ardında.


Handan Ateş

İki sözcüğün arasındaki en sertleşmiş mesafeyi eliyle koymuş gibi bulur. Erken façalanmış ve bacakları hep açık bir üslubun tamircisi.


Sandi

Aykırı hayatların fenomeni. İçindeki patlamaların da, punk'lamaların da ardı arkası kesilmiyor. Evlere, sokaklara, dükkânlara, kasabalara, kentlere, sur diplerine, hatta trenlere bile sığamıyor. Nedensizce kompartımanlardan atlıyor Ama yaralanmıyor. Bedenini bilmem, ruhu yaralanmıyor.


Sabri Kaliç

Şeytan’ın Türkçe konuştuğunun canlı kanıtı. Akıl almaz filmlerin yönetmeni. Tek kareden film yapabilen ama tek kelime etmeden duramayan ters dâhi.


Sibel Torunoğlu

Travesti Pinokyo'ların, ruhunda gezdirdiği koğuş arkadaşlarının eşsiz dostu, kendi içinde kıvranan sözcüklere tılsım taşıyan bir ermiş. Şizofreninin bir dilden öte üst-dil olduğunun habercisi. Sözcükleri uçuşturmayan, aksine, uçuşan sözcükleri yakalamayı beceren usta bir anlatıcı.


Mahir Karayazı

Kara'ya ve yazı'ya duyduğu sevdadan ötürü soyadına veda eden, şiirinin ritmine bendir sesi katabilen dil sihirbazı. Aynı bünyede hem konuşkan yalvaç, hem suskun ermiş edası taşıyabilecek kadar coşkulu ve yorgun. Ney gibi.


Çağlar Can Cengiz

Kısa metraj filmlere uzun uzun bakabilecek kadar keskin gözleri var. Sessiz ama asla sedasız değil. Kıvrımlı yollarda dümdüz yürüme ustası. İşin tuhafı, tökezlemiyor da!


Suat Başkır

Hem kalem erbabı, hem hayatı parmağında oynatacak kadar haylaz. Her yazısından sonra, okuyanı, hangi kalemle yazdın, ne tür bir mürekkep bu dedirten bir düzyazı sihirbazı. İlkçağ filozoflarından milenyumun sapkınlarına kadar herkesi yatağında toplayan sıra dışı bir nehir. Bir yanı Beat’i, bir yanı Satan kilisesini, bir yanı yeraltını, bir yanı Sokrates'i hallaç pamuğu gibi savurup duruyor. Tuhaf bir esinti, kallavi bir fırtına!


Kübra Gedikli

Görünüşü narin, ruhu kodu mu oturtacak kadar sert! Sözcükleri tokada çeviren bir büyücü. Hayatın ve aşkın hem kanlı hem kırgın yanlarını aynı potada eriten öfkeli bir abide. Sürüklediği taşı seven taşkın bir sel.


Pelin Aybay

Sessizliği bir gürültü gibi kullanmayı becerebilen ender insanlardan. Melek kanatlı kuzgun. Ya da yarasa kanatlı melek. İkisi de olabilir, hiçbiri de. Yazar olduğu kesin ama. İyi yazar.


Metin Demirhan


Ölüm hiç kimseye yakışmaz. Ama metin'in üstünde durduğu kadar da hiç kimsenin üstünde eğreti durmaz. Karakalem'in ilk sayısındaki ilk yazısını, Türk Sineması'ndaki Tehlikeli Kadınlar'ı göremedi. Daha ilk gösteriminde kült mertebesine erişecek olan Baltam Gelecek Kellen Gidecek de yarım kaldı. Aslında yazılar filmler değil sadece, biz yarım kaldık.


Sesil Sar

Bakışını bir manifesto gibi kullanan sıkılgan peri. Kalemine ilham veren minik canlılarla düşüp kalktığından şüpheleniyoruz. Gün ışığını ve karanlığı aynı kutuya sığdırabilecek kadar Pandora.


Halil Gökhan

Düşüncesi kendinden hızlı ilerleyen ve hiçbir durakta durmayı beceremediği için sürekli ineceği yeri yanlışlıkla geçen bir hız ermişi. Asası var. Yeni konularda yeni fikirler geliştirmekten günübirlik aşkları kaçırdığı da oluyor bazen. Yok ya, olmuyor aslında. Çünkü asası var.


Tuba Tezcan

Sanırım sarışın. Ve çoğul bir durgunluk var duruşunda. Kırılgan ve yırtıcı. Her şeye aynı anda hâkim olmaktan kaynaklanan bir alçakgönüllülük ve güven! Aynı anda ayrı bir ikilem gibi ama değil. O da değil.

29 Nisan 2009 Çarşamba

KIRKALTI KARAKALEM NİSAN 2009


YENİDEN KARAKALEM

2007 Ekim'inde Yüxexes Karakalem adıyla yayın hayatına atılan, geçtiğimiz son üç ayda yayınına ara veren Karakalem dergisi, değişen kapak tasarımı ve görsel yapısıyla, bu kez Kırkaltı Karakalem adıyla okuruyla buluşuyor. “Dışarıda” kalmayı tercih eden her türlü sanat, edebiyat oluşumunu içine almayı hedefleyen Karakalem, kara edebiyatın, şiddetin ve karşı duruşun estetiğini yakalamaya devam edecek. Genel Yayın Yönetmenliğini Altay Öktem'in, Fotoğraf Direktörlüğünü Mehmet Turgut'un yaptığı Kırkaltı Karakalem'in Nisan 2009 sayısı, 20 Mart'ta tüm Türkiye'de piyasaya çıkacak.

Kırkaltı Karakalem'in Nisan sayısında, “Batman Kara Şövalye” adlı filmi çevirdikten sonra aramızdan ayrılan Heath Ledger'ın müthiş oyunculuğu sayesinde tekrar gündeme gelen Joker karakteri, tüm yönleriyle inceleniyor. Hatta Joker, Karakalem sayesinde yeniden canlanıyor! Çünkü ünlü oyuncu Fikret Kuşkan, saatler süren kostüm ve makyaj hazırlıklarının ardından, bambaşka bir yüzle, gerçek bir Joker olarak geçti Mehmet Turgut'un objektifinin karşısına.

Kanlı insanlık tarihinin kazıklı kralı Vlad Tepes, nam-ı diğer Dracula da bu sayının kapsamlı dosyalarından biri. Eroin Güncesi adlı kitabıyla Yeraltı edebiyatımıza adını unutulmaz harflerle kazıyan ve umulmadık bir anda altın vuruşla aramızdan ayrılan Kanat Güner de, underground çevrenin yakından tanıdığı bir yazarın, Sandi'nin kalemiyle anılıyor.

Bir yanı şeytani, bir yanı komik bir çizer; Bahadır Baruter, hayatını her yönüyle anlatıyor Deniz Durukan'a. Bununla da kalmıyor, inanılmaz pozlarla çıkıyor Mehmet Turgut'un karşısına.

Cemal Süreya'nın ebeveyn motifine yaklaşımı kapsamlı bir biçimde incelenirken, Altay Öktem önemli Kürt şairi ve aydını Kemal Burkay'la geniş bir söyleşi yapıyor. Fotoğrafçı kimliğiyle Umay Umay, şair kimliğiyle Fikret Kuşkan, Celine yazısıyla Hakan Günday, Şeytan'ın Türkçe Sözlüğü'yle Sabri Kaliç, yazar ve müzisyen Aydilge, Hakan Bıçakçı, çizgi roman ve anime dosyaları, Chuck Palahniuk, Arundhati Roy incelemeleri, modern halk şiiri, postmodern divan şiiri derken, daha onlarca yazar ve sanatın bir “üst-dil” değil “dış-dil” olduğunu kanıtlayan onlarca konuyla dopdolu Kırkaltı Karakalem.

FİKRET KUŞKAN'IN GÖZÜNDEN JOKER

“Acımasız dünyadaki en büyük erdem şanstır”Joker bir şanstır. Eğer elindeki kartları doğru oynarsan. Aksi halde elinde patlar o şans. Bazen Kara Şövalye’deki Joker gibi elin ne kadar kötü gelirse gelsin, elindeki kartla tüm oyunu çevirebilirsin. Deha ve delilikle…

Fikret Kuşkan

“Delilik Yerçekimi Gibidir!”Tuhaf tabii, bir deste kâğıdın içinde tek farklı ve benzemez olan bir kâğıt. Gelir ve ortalığı karıştırır. Ve bir anda her şeyin yerine geçebilir. Senin yerine bile. Sonra bir bakarsın ki, o zaten hep senin içinde, bir yerlerde saklı kalmış. Sorun şu, bir yerde okumuştum; “sen sicili temiz ama ruhu kirli kalmış” olarak saklanırsın. Joker ise hep ortadadır.Fikret Kuşkan“Nedensiz Kötülük! Ya da en iyiyi seçip aşağıya çekmek”Aslında Joker’in kötülüğünün nedeni yok. Altında yatan bildiğimiz, geçerli bir hikâyesi de yok. Sebebi olan kötülüğü belki anlamaya çalışabiliriz. Ama saf kötü olan birçok insan var hayatta. Kötünün en büyük zevkidir, zaferidir en iyiyi seçip aşağıya çekmek. Belki de tabiat, iyiliğin karşısına kötülüğü koyarak sınavdan geçiriyor insanı.

Fikret Kuşkan

“Hak edilmiş bir kahramana değil, halkın istediği kahramana ihtiyaç duymak…”Yığın dediğimiz şeyin ardında sürü psikolojisi var. Sürünün dışına çıkanı kurt kapar derler ya, hayır! Gidip kurtların lideriyle arkadaş olur onlar. Yani kurt kapmaz onları.

Fikret Kuşkan

11 Temmuz 2008 Cuma

Her okur yazardır, her yazar zaten okur...

KARAKALEM Okur - Yazar Buluşmaları başlıyor. 11 Ekim Cumartesi, saat 18.00'de Beyoğlu Mefisto'dayız. Hepimiz, ama hepimiz oradayız... Eksik istemiyoruz...

Her okur yazardır, her yazar zaten okur...

Karakalem 1. Okur-Yazar Buluşması

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...