gay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2015 Cuma

Bir Gecede Gelen Şöhret ve Bad Intruder Song!


Andy Warhol zamanında birgün gelecek herkes 15 dakikalığına ünlü olacak derken bunu düşünmüş müydü bilinmez ama, bir gün gelir ve 15 dakikalığına değil, 15 dakikada tüm dünyaca tanınan bir ünlü olmaya başlayabilirsiniz. İnternet öyle bir dünya medya o kadar güçlü bağımsızlığını ilan etmiş bir oluşum ki artık olaylara dur diyemiyorsunuz.

Benim çok ilgimi çeken bir olay bu Antoine Dodson olayı. Yazının geri kalanın anlam ifade etmesi için öncelikle şu ilk videoyu izleyerek başlamanız ve Antoine Dodson'un kim olduğunu anlamanız lazım. Bana ilk olarak kardeşim Merve izletmişti bu videoyu ve bizim de herkes gibi o ifadesi hoşumuza gitmişti Antoine'ın:)

Bu videoda Antoine'ın evine giren bir sapığın kız kardeşine tecavüz etme girişimiyle saldırmasının haberi var. Muhabir evin abisi Antoine ile konu hakkında roportaj yapıyor ve işte o şarkının çıkmasını sağlayan sözler 1.05. dakikada Antoine'ın ağzından dökülüyor.


Haber amacıyla kendisiyle yapılan roportajın videosu sonrası Antoine keşfediliyor ve onun bu mimikleri ve ifadeleri yaratıcı kişiler tarafından bir remixe dönüştürülüyor. Sonra ne mi oluyor? Bu videolar tıklanma rekorları kırıyor ve Antoine bir gecede gelen bir üne kavuşuyor.







Aslında videolardan birinde söylenen doğru birşey var, zenci birisinin kafa hareketlerinden konuşma stiline kadar tutun da yaptıgı mimiklerle dalga gecmekten haberin iç burkan tarafını görmeyen bir seyirci ve aslında nasıl da olayın gerçek yönünden cok ilgi çekici "entarteinment" yani eğlence kısmıyla ilgilenen bir medya söz konusu oluyor. Aslında yaşanan cok ciddi bir suça karşı gülmek.

Öte yandan bu adamın ve ailesinin yasadıgı sorunları ortadan kaldıracak bir çözüme de kavuşuyor. Bir kötülükten bir güzellik çıkıyor ortaya ki bu da aslında bu durumun önyargılı ve umursanmaz bir hal almasını bir şekilde örtbas edebiliyor. Oradaki sosyal konutlaşmaya karşın bir önlem alınmazken adamın ünlü olmasıyla ailesini daha güvenli bir yere taşıması gündeme geliyor ki bu da iyi birşey.






Ama bu bir gecede gelen şöhret inanılır gibi değil ki bu da bize internetin ve medyanın gücünü gösteriyor, aynı zamanda ileri görüşlü yapımcıların. Gergory Brothersin olayı bir rap şarkısı haline getirmesiyle işte Antoine Dodson'ın acılı bir erkek kardeşten bir rap yıldızına ve ticari bir popüler kültür malzemesi haline dönüşmesi ile karşı karşıya kalıveriyoruz.

Sonunda "Youtube star" diye bir kategori uyduruluyor. Çünkü onu koyacak ve tanımlayacak bir konsept bulamıyorlar ve "Bad Intruder" şarkısı bir anda listelerde yerini alıyor. Ve Antoine da TV kanallarında, ödül törenlerinde, çeşitli organizasyonlarda düzleşmiş fönlü saçları, pahalı çantaları, altınları ve özellikle ön plana çıkarılmaya çalışılan "gay" bir kimlikle boy göstermeye başlıyor.

Peki şarkı niye bu kadar tutuyor? Çünkü içinde toplumsal mesaj, kızgınlık, koruma duygusu, şaşkınlık, otoriteye karşı gelme ve isyan herşey var. İşin içine bir de mimikler, kafa sallanma hareketini de içeren tavırlar eklenince:)... içten, samimi ve çok doğal bir haykırış çıkıyor ortaya.

Peki bu ün nereye kadar? Tabi hızla gelen şöhret çabuk tükeniyor. Bir de bastan çizilen o gay imaj artık çok tutmuyor, herşeyi çabuk tüketen insanımız artık daha yeni şeyler istiyor ve sıkılıyor. Gündemde kalmak için ardından Antoine hetero bir yaşama dönüş yapıyor.


Bu durumda biraz doğallıktan çıkılıp yönlendirilmeye maruz kalma yok mu? Elbette var, onu ilk etapta gay olarak çıkarmak istediler çünkü daha dikkat çekiciydi. "Fancy" idi. İçindeki feminenliği az da olsa yakalayan bir beyin onun hareketlerini kontrol etti. Ama herkes sıkıldı ve yeni birşey gerekti, ve Antoine bu kez dine dönmüş, sağlıklı "normal" bir yaşam süren bir aile babası olarak insanların karşısına çıktı.

Yorum sizin:) kapanışı tabi ki meşhur "Bad Intruder Song" ile yapacağız, ki dinlemeyenler de dinlemiş olsun:) Eşlik etmeniz için sözleri de var:) Buyrunuz..



28 Eylül 2012 Cuma

Zenne, Ahmet, Türkiye ve ben..

...ve mavi kelebek uçaaaaar gider!
Dün akşam Zenne'yi seyrettim..Hem de salya sümük..Hüngür hüngür...

dayanamadım, 26 yaşında gencecik bir çocuğun başına ne geleceğini bile bile, ailesine karşı dürüst olup rahat nefes alabilmek, özgür kalabilmek arzusuyla sırf cinsel tercihini babasına açıkladı diye, kalleşçe vurulmasını bir daha hatırlamaya dayanamadım. Oturdum hüngür hüngür ağladım.

yabancı basında da büyük yer bulmuştu Ahmet'in ölümü.. Namus cinayetlerinin ilk gay kurbanı diye..Türkiye'nin hala modern ve geleneksel arasında nasıl gidip geldiğinden, AB üyesi olmaya çalışırken hala namus cinayetlerinin büyük bir problem olduğundan dem vurulan gazete yazılarında bu tip olgulara oldukça "weird", tuhaf bakan Batı'ya hak veriyorum. İnsan haklarına saygı gösterilmeyen bir ülkede, insanın konuşma hakkının olmadığı bir ülkede, cinsel tercih hakkı olması na mümkün!
Can ve Ahmet, Can sahneye çıkmadan önce kuliste..
Dün oturdum Zenne'yi seyrettim..ağlaya ağlaya..

Türkiye'de resmi kayıtlara geçen ilk gay namus cinayetine kurban gitti Ahmet Yıldız... gencecik, tam da mutlu olmaya yakınken..tam da paylaşmaya karar vermişken kendini, kimliğini..babasıyla, ailesiyle, canlarından bir parça olduklarıyla..

2008'e geri döndüm Zenne'yi izlerken..içim sızladı..neden, nasıl diye?! bir türlü anlam yükleyemedim yine yapılanlara..nasıl bir mentalitedir bir anneyi, bir babayı o ruh haline itebilen? nasıl bir duygu vardır ki dünya üzerinde annelikten babalıktan daha yüce? tek gerçek değil midir o bağ aslında, en samimi en içten olan değil midir? nasıl "namus" gibi sonradan türetilen bir kavram bunların önüne geçebilir? toplumsal bir inşaadan başka birşey değil midir "namus"? en "namuslu" geçinenler değil midir asıl "namussuzlar"?

bir de nedir bu "namus"u bu kadar önemli kılan Türkiye'de? din mi? aile kavramı mı? neresinde bunun aile gerçeği? neresinde bunun müslümanlık? adam öldürmek namus uğruna olursa caiz mi?

Bir tarafta Can'ı her ne olursa olsun bağrına basan, hala parmaklarını öpen ona sarılıp yatan annesi, öteki tarafta Ahmet'i onu seven babasına vurdurtan "ana" denilemeyecek bir figür.. Oturdum bu ikileme ağladım.

Dün oturdum Zenne'yi izledim..düşüne düşüne..öfkelene öfkelene.. 

Ahmet'in ailesine öfkelendim.. Ahmet'i öldürdükleri için, sadece silahla değil, verdikleri huzursuzlukla, ruhunu sıkıştırmakla, korkutmakla, özgürlüğünü kısıtlamakla, dayakla, onun içindeki çocuğu yaşatmadıkları için öfkelendim.
Topluma öfkelendim.. Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da duyarsız oldukları için, bu tip bir durumu içselleştirdikleri için, hala bu aileyi haklı bulan kesimler olabildiği için, tutucu ve örümcek kafalı düşünceleri kafasından atamayan kesimlerle dolu olduğu için öfkelendim.
Devlete, emniyete öfkelendim.."Babam beni öldürebilir" diye savcılığa başvuran, polise sığınan Ahmet'e sahip çıkamadıkları , onu koruyamadıkları için..Bu tip cinayetlerin önüne geçemedikleri, "iç işlere" karışamadıkları, önceden bir önlem alınamadığı için öfkelendim.
Kendime öfkelendim.. Bu konudaki çalışmalarımı yarım bıraktığım, ben burada hiçbir şey değiştiremem dediğim için.. Toplumsal cinsiyet rollerimiz, ahlak anlayışımız ve kadın-erkek eşitliğimiz konusunda uğraşmama rağmen farkındalık yaratamadığım için..Bireysel çabalarım yetersiz kaldığı için..akademik anlamda bu konuda birşeyler yapma şansım olduğu halde yapamadığım, yapmadığım, asılmadığım için öfkelendim.
Mehmet Binay, Ahmet Yıldız, Caner Alper
Caner Alper, Kerem Can, Mehmet Binay
Zenne Dancer beni içsel hesaplaşmalara, hatırlamaya, sorgulamaya itti yeniden.. Zenne 'de Kerem Can'ın performansı kimi zaman beni Hedwig and the Angry Inch'e kimi zaman da Rocky Horror Picture Show'a götürdü.. Hem ağladım, hem takdir ettim filmi ve yapımcılarını, Caner Alper ve Mehmet Binay'ı..hem Erkan Avcı hem de Kerem Can'ı..





LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...